17 Mayıs 2016 Salı

Beyaz Et Hakkında Sorular ve Bilimsel Cevaplar

Çok piliç eti yemek erken ergenliğe neden olur mu?

Çok piliç eti yemek erken ergenliğe neden olur mu?
Böyle bir görüş bilimsellikten uzak bir yaklaşım olup tamamen safsatadır. Piliç etinin erken ergenliğe neden olduğuna dair hiçbir
bilimsel yayın bulunmamaktadır. Böyle bir durumun olması hiçbir zaman söz
konusu değildir.

Tavuk yetiştirilirken antibiyotik kullanıyor mu?

Tavuk yetiştirilirken antibiyotik kullanıyor mu?
Kanatlı eti yetiştiriciliğinde antibiyotikler büyüme, gelişme ve tedavi amaçlı kullanılırken, büyüme ve gelişme faktörü olarak kullanımı Avrupa Birliği’nde olduğu gibi ülkemizde de Ocak 2006 tarihinden itibaren tamamen  yasaklanmıştır. Bu tarihten beri antibiyotikler sadece tedavi amaçlı kullanılmaktadır.
Tedavi amaçlı kullanımlarda ise herhangi bir kısıtlamaya
gidilmemiştir. Önemli olan uluslararası maksimum kalıntı limiti ve arınma
süreleridir. Bu süreler antibiyotiklerin çeşidine, kullanım şekline ve dozuna
bağlı değişebilir. Bu amaçla resmi otoriteler tarafından da kontrol ve
denetimler sürekli yapılmaktadır.


“Tavuktan Tümör Fışkırıyor” Ne demek?

“Tavuktan Tümör Fışkırıyor” Ne demek?
Hiçbir bilimsel gerçeği yansıtmayan asılsız, bilgisizce
söylenmiş, bilimsel şarlatanlık örneğini ifade eden bir söylem demektir.
Yazılı ve görsel basına tavuk ile ilgili demeç verenlerin
tavuğu hiç tanımadıkları, bilimsel olarak konuya hakim olmadıkları bu
söylemlerden açıkça gözlenmektedir. “Tavuktan tümör fışkırıyor” demek hiçbir
anlam ifade etmeyen asılsız bilim dışı bir söylemdir. Böyle bir durumun olması
tıp bilimine ve biyolojiye aykırıdır. Sağlıklı hayvan hiçbir hastalığı olmayan
aynı zamanda tümöral bir rahatsızlığı da olmayan hayvan demektir. Tıpki
sağlıklı insan tanımı gibi.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve sektörde çalışan
veteriner hekimler sağlıklı üretimin her aşamasında görev yapmaktadırlar. Bu
bilim dışı, cehalet kokan söylemler; fedakar bir şekilde görevlerini yerine
getiren bu meslek grubuna saygısızlıktan öte bir şey değildir.


Tavuk Dışkısı Yeme Karıştırılıyor mu?

Tavuk Dışkısı Yeme Karıştırılıyor mu?
Tavuk dışkısının yeme katılması söz konusu değildir. Böyle
bir uygulama yetiştiricilik için çok büyük hastalık riski oluşturur, bu nedenle
de hiçbir zaman tercih edilmez. Kanatlı dışkısının tavuk beslemesinde besleyici
değeri de yoktur. Ayrıca yasak olarak da “Gübre, idrar, sindirim sistemi
içeriği” nin karma yemlere katılması veya hayvanlara yedirilmesi de yasaklanmıştır.


Tavuk Üretiminde Hormon Kullanıyor mu?

Tavuk Üretiminde Hormon Kullanıyor mu?
AB ülkeleri de dahil, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de
kanatlı yetiştiriciliğinde hormon kullanılmamaktadır. Türkiye’de hormon
kullanımı, imal edilmesi, satılması, bulundurulması da yasaktır. Hormon ucuz
bir madde olmadığından, uygulama ekonomik açıdan da rasyonel değildir.
Kullanımı durumunda ise üretim maliyetleri birkaç misli artacaktır.
Uygulamadan iyi sonuç alınabilmesi için hayvanın cinsiyetine
göre, hormonun doğrudan hayvanın organizmasına tek tek verilmesi gerekmektedir.
Bu da dişi ve erkeğin kalabalık ortamlarda birlikte büyütüldüğü tavuk gibi
kanatlı hayvanlarda, on binlerce hayvanın tek tek elden geçirilmesi ve
enjeksiyona tabi tutulması demektir ki, pratik olarak da mümkün değildir.


Yemlere Katılan Katkı Maddeleri Bir Çeşit Hormon mudur?

Yemlere Katılan Katkı Maddeleri Bir Çeşit Hormon mudur?
Yemlere katılan katkı maddeleri kesinlikle hormon değildir.
Yem katkı maddeleri, yemlere ya da suya katıldıklarında yemlerinin
karakteristikleri üzerinde, hayvansal ürünlerin özellikleri üzerinde, süs
balıkları ve kuşların renkleri üzerinde olumlu etki yapan, hayvanların besin
maddesi ihtiyaçlarını karşılayan, hayvansal üretimin çevresel sonuçlarında
olumlu etkileri olan, özellikle sindirim sistemini veya sindirimi destekleyici
etkileri ile hayvansal üretimin performansını ve hayvan refahını olumlu yönde
etkileyen, antikoksidiyal veya histomonostatik etki gösteren maddelerdir.
Büyüme faktörü olarak antibiyotiklerin yasaklanmasının
ardından doğal katkı maddeleri kullanımı daha da yoğunlaşmıştır. Söz konusu
ticari ürünler; bitki özleri ve esansiyel yağlar(nane, kekik, sarımsak,
biberiye,vs), organik asitler (laktik asit, bütirik asit vs) enzimler,
probiyotikler ve prebiyotiklerdir.


Genetiği Değiştirilmiş Tavuk Var mıdır?

Genetiği Değiştirilmiş Tavuk Var mıdır?
Genetiği değiştirilmiş tavuk diye bir şey ne bizde ne de
dünya da vardır. Üretimde kullanılan tavuklar tamamen doğal olup, genetik bir
değişikliğe sahip değillerdir. Tavukların genotiplerinde elde edilen genetik
ilerlemeler ancak bilinin yetiştirme sistemleri ve seleksiyonlar suretiyle elde
edilmiştir.


Eskiden 90 günde Kesilen Tavuklar Bugün 45 Günde Aynı Ağırlığa Ulaşıyor. Bu Nasıl Gerçekleşmektedir?

Eskiden 90 günde Kesilen Tavuklar Bugün 45 Günde Aynı Ağırlığa Ulaşıyor. Bu Nasıl Gerçekleşmektedir?
Etçi tavukların günümüzde bu derecede hızlı büyümelerinin
esas nedeni beslenmeleri ile ilgili değildir. Esas olarak bu büyümenin %85 i
genetik seleksiyonlardır. Beslenme ve diğer bakım şartlarının da burada etkisi
sadece %15 tir. Genetik sözcüğünün geçmesi dahi insanları yanlış yönlerdirmeler
yüzünden tedirgin etmekte olduğundan genetik seleksiyonu açıklamak gerekiyor.
Bu olayın genetiği değiştirilmiş tavukla uzaktan yakından alakası yoktur.
Yapılan iş, yıllar süren ıslah ve seleksiyonlar sonucu en yüksek et verimine ve
hızlı gelişme özelliğine sahip tavuk ırklarının elde edilmesi ve bunların
birbirleriyle melezlenmesiyle civciv elde edilmesidir.
Diğer yandan, bir de böyle kapasiteli civcivlerin gereksinim
duyduğu besin maddeleri ihtiyaçlarının yeterli ve dengeli bir şekilde
karşılanması için en ileri bilgisayar formülleri ile yüksek kaliteli
hammaddeler kullanılarak hazırlanan yemlerle beslenmesi, ayrıca ısı ve
havalandırma kontrollü ve sağlıklı kümes ortamlarında barındırılması
neticesinde 2,5 kg a ulaşmak bile artık dünyada neredeyse geride kalmaktadır.


Piliç 45 Günde 2,5 kg a Nasıl Geliyor?

Piliç 45 Günde 2,5 kg a Nasıl Geliyor?
Pilicin normal yetiştirme süresi 45 gün ve hatta istenilen
kesin ağırlığına bağlı olarak daha da aşağısı ya da yukarısıdır. Bu süre
damızlıkçı firmaların sürekli yaptıkları ıslah çalışmaları ve iyi
yetiştiricilik uygulamaları ile devamlı olarak geriye çekilmektedir. Bu durum tabloda da net olarak görülmektedir.


Piliçler Kesilmediğinde 45 günde ölüyorlar mı?

Piliçler Kesilmediğinde 45 güde ölüyorlar mı?
Hayır, asla böyle bir söylem doğru değildir. Uygun koşullar
ve ortam sağlandığı takdirde etlik piliçler uzun süreler yaşarlar. Ayrıca 70-80 gün süre ile besiye tabi
tutulabilir, bu süre sonunda 4500-5000 gram canlı ağırlığa ulaşabilirler.
Böylece roaster piliçler elde edilirler.


Civcivler Yumurtadan 17 günde mi çıkarlar?

Civcivler Yumurtadan 17 günde mi çıkarlar?
Hayır, normal bir kuluçka süresi 21 gündür. Böyle bir olay
tavukların fizyolojik özelliklerine aykırıdır.
Bunun dışındaki ifadeler ancak insanların duygularını
istismar etmek amacıyla ileri sürülebilir.


Piliçler İslami usullere uygun olarak mı kesilmektedir?

Piliçler İslami usullere uygun olarak mı kesilmektedir?
Evet. Türkiye’deki tesislerin tamamında piliçlerin kesimi
islami usullere uygun olarak yapılmaktadır. Tesislerin tamamı helal
sertifikasına sahiptir. Helal sertifikası özellikle ihracat yaptığımız Müslüman
ülkeler için önem arz etmektedir.
Türkiye’de piliçlerin kesim standartları, Diyanet İşleri
Başkanlığı ve BESD-BİR tarafından davet edilen, merkezi Cidde’de bulunan FIQH
Akademisi uzmanları tarafından da incelenmiş ve sistemin islami kurallara uygun
olduğu rapor edilmiştir.

6 Mayıs 2016 Cuma

Veteriner Hekimlikte Anestezi Ders Notları

Veteriner Hekimlikte Anestezi

Veteriner Hekimlikte Anestezi Ders Notları

Baytarizm

Anesteziklerin kullanım amaçları: Cerrahi işlemlerde ağrının ortadan kaldırılması, kas gevşemesinin sağlanması;Çeşitli teşhis ve tedavi işlemlerinin gerçekleştirilmesi,Evcil, vahşi ya da egzotik hayvanların sakinleştirilmesi ve transportu;Ötenazi ve kasaplık hayvanların kesime hazırlanması (kesim öncesi CO2 uygulanması) ANESTEZİ UYGULAMALARI: 1)İnhalasyon anestezisi:
2)Enjektable anestezi: Anestezik solüsyonlar intravenöz, intramusküler, subkutan, intratorakal, intraperitoneal olarak enjekte edilir.
3)Oral ya da rektal anestezi: Likid ya da süpozituvar türdeki anestezik maddeler.
4)Lokal anestezi: Topikal, saha blokajı şeklinde ya da bölgeyi innerve eden sinirlere yakın olarak (paravertebral, epidural anestezi) tatbik edilir.
5)Elektronarkoz: Beyinden elektrik akımı geçirilerek derin narkoz oluşturulması.
6)Hipnoz
7)Akapunktur:.
8)Hipotermi:
PREANESTEZİK DÖNEMDE Değerlendirilme:.
1)ANAMNEZ:
2)FİZİKİ MUAYENE.
3)DİYAGNOSTİK TESTLER: TAM KAN SAYIMI:Hematokrit (PCV), hemoglobin (Hb): Kanın dokulara O2 taşıma kapasitesini gösterir.PCV değeri yüksek dehidrasyon kan viskositesinde artma PCV değeri düşük kan kaybı, anemi Total plazma proteini TPP): TPP değeri yüksek dehidrasyon kan viskositesinde artmaTPP değeri düşük böbrek, karaciğer, sindirim sistemi hast.“ Anestezik maddelerin çoğu sirkülasyondaki plazma proteinlerine bağlanarak kan içinde dağılır Hipoproteinemili hastalarda, Plazma proteinlerine bağlı olmayan ve serbest ilaç miktarı arttıkça serbest ilaç miktarı artacak ve sonuçta ilacın gücü artacaktır.
4)PIHTILAŞMA ZAMANI TESTİ
5)KAN GAZLARI:Küçük hayvanlarda a. Femoralis’ten, büyük hayvanlarda a. Fascialis’ten kan alınır.Kanın pH değeri de vücudun asit-baz dengesi hakkında bilgi verir.
6)ELEKTROKARDİYOGRAFİ (EKG)
7)RADYOGRAFİ:
ANESTEZİK MADDENİN SEÇİMİ
1)Beynin çalışmasını engellememelidir(-)
2)Beyinciğin çalışmasını engellemelidir(+)
3) Medulla Spinalisi paralize etmelidir(+)
4)Medulla oblangata’daki yaşam merkezlerini paralize etmemelidir(-)
5)Kalbi narkoze etmemelidir(-)
6)Metabolizmada değişiklikler oluşturmamalıdır(-)
7)Anesteziğin etkisi, anestezistin kontrolünde olmalıdır
8)Anestezikler (eksitasyon) uyarma göstermeksizin hızlı bir şekilde şirurjikal anestezi devresi sağlamalıdır.
9)Doz genişliği fazla olan ilaçlar kullanılmalıdır
10)Anesteziden eksitasyon göstermeden çıkışı sağlayan preparatlar kullanılmalıdır.
11)Herhangi bir doku için irritan olmamalıdır. (-)
ŞOK sağaltımı: Aşırı serum uygulanırsa: Göz ve burundan akıntı, şemozis, akciğer seslerinde artma, solunum sayısında yükselme görülür.
PREANESTEZİK İLAÇLARIN KULLANIM AMAÇLARI
1)Hayvanda sedasyonu sağlamak:
2)Anesteziye girişi ve çıkışı kolaylaştırmak:
3)Genel anesteziye bağlı meydana gelebilecek etkileri azaltmak ya da elimine etmek:
4)Anestezi oluşturmak için gerekli olan genel anestezik madde miktarını azaltmak:
Preanestezikler, Hipovolemik ya da hipotansif hastalarda kullanılması sakıncalıdır. ÇÜNKÜ; bu ilaçlar periferik vazodilatasyon özelliğine sahip olduklarından hipotansiyona neden olurlar
Anestezik maddelerin eliminasyonu hayvanın özellikle metabolik aktivitesine bağlıdır. (Küçük hayvanlar, büyük hayvanlara göre yüzey alanına oranla daha fazla metabolik aktiviteye sahip olduklarından, canlı ağırlığa göre anestezik doz ihtiyacı, büyük hayvanlara göre daha fazladır).
ATROPİNİN ETKİLERİ:
1)N. Vagus’un uyarılmasını bradikardiyi engeller bloke eder kardiyak output’u azaltır
2)Atropin parasempatik sinirleri uyarır salisvasyonu azaltır
3)Gastrointestinal aktiviteyi azaltır
4)Pupillar dilatasyon oluşturur
5)Göz yaşı salgısını azaltır.
6)Akciğer bronşlarında dilatasyon oluşturur
7) Törapatik dozlarda Atropin, arteriyel kan basıncını minimal düzeyde değiştirir.
Dozları;Köpeklerde:0.04mg/kgKedilerde:0.1mg/kg(max0.3mg)Ergin sığırlarda:0.04-0.06mg/kgKoyun ve keçilerde:0.7mg/kgAtlarda:0.01-0.02mg/kg
Konjestif kalp hastalığı olan hastalarda,Konstipasyonlu ve ileuslu hastalarda kullanılmamalıdır. Aşırı dozda kullanıldığında; uyuşukluk, mukoz membranlarda kuruma, susama, eksitasyon, pupillar dilatasyon ve taşikardi oluşturur.
TRANKLİZAN VE SEDATİFLER
Tranklizanlar ve Sedatifler
(Ataraktiker) (Hipnotikler)
Phenothiazinler Butyrophenonlar Benzodiazepinler Thiazine Türevleri
BUTYROPHENON GRUBU İLAÇLARIN ETKİLERİ BENZODİAZEPİNLERİN ETKİLERİ.
1)Tam etkisinin oluşması için uzun bir süreye ihtiyaç gösterir çünkü; karaciğerde metabolize olurlar ve metabolitleri ilacın kendisinden daha aktiftir.
2)Vahşi hayvanlarda, ruminantlarda, atlarda, kedi ve köpekte yaygın olarak kullanılır.3)Düşük dozları, hayvanların davranış bozukluklarının tedavisinde kullanılır.
3)Opioid türevi ilaçlar ile kombine olarak yoğun bakım hastalarında sedasyon amacıyla kullanılır.
3)Ketamine anestezisinde, ketamine bağlı konvulzyonların halüsinasyonların azaltılmasında kullanılır.
4)Bir çok hayvanda iştah açıcı özelliğe sahiptir (kedide oral yolla 1mg/kg dozda iştah açıcı olarak kullanılabilir).
XYLAZİNE
Sığırlarda Xylazine pratik olarak 4 ayrı dozda uygulanır:
1)0.25ml/100kg IM:Belirgin derecede sedasyon sağlar, hayvanlar çoğunlukla yatmazlar. Transport, pansuman ve bandaj işlemleri sırasında uygulanır.
2)0.5ml/100kg IM: İleri derecede sedasyon oluşturur, yatmaya neden olabilir. Analjezi ve kaslarda gevşeme görülür. Meme ve tırnak operasyonlarında tercih edilir.
3)1 ml/100kg IM:İleri derecede sedasyon oluşturur, yatmaya neden olur.Lokal anestezi uygulaması ile yapılacak operasyonlarda sedasyon sağlar. 4) 1,5 ml/100kg IM:Bu yüksek dozu nadiren uygulanır. Uzun süreli sedasyon ve kas gevşemesi olur. Daha çok vahşi hayvanlarda ve boğalarda tercih edilir.
ANESTEZİDE KULLANILAN TERİMLER
Acapnie: Kanda CO2’nin azalması.
Analeptique: MSS stimülantları (uyarıcılar); Coramine, Lobelin, Penthazol, Coral, Niketamid vs…
Analgesie: Ağrının ortadan kaldırılması.
Anoxie: Dokuların O2’siz kalması.
Arithmie: Kalp atımlarının ve nabzın normal olmayan ritimleridir.
Arterio-kapillar damarların tekrar dolma zamanı: Anestezi altındaki hayvanın renksiz, pigmentten yoksun olan mukozasına, örneğin yanakların, dudakların iç yüzüne parmakla basınç yapılır, parmak kaldırıldığında önce bir iskemi (ischemie)(geçici kansızlık) olur, sonra doğal rengine yani eski haline döner.Bu durum iki saniyede oluşur ki arter ve kapillarların dolma zamanının normal olduğunu yani periferik sirkülasyonun fizyolojik sınırlar içinde sürdüğünü gösterir.
Blok-Sinir blokajı: Herhangi bir bölgedeki sensibl veya sempatik sistemi paralize etmektir.
Cheynes-Stokes respirasyonu: İnhalasyon anestezisinde solunumun yavaşlayıp bir süre durması (apnea), yeniden yavaş yavaş başlamasıdır. M. Oblangatada’nın eksik uyarılması sonucudur.
Kardiyak output: Kalbin belli süre içinde damarlara sevk ettiği kan miktarı.
Collapsus: Periferik etki olmaksızın, ani dolaşım yetersizliği sonucu yaşam fonksiyonlarının azalmasıdır.
Kontrollü respirasyon:Anestezi altındaki hastanın, solunum fonksiyonunun tamamen anestezist kontrolünde olmasıdır. Kalp ve göğüs cerrahisinde çok önemlidir.
Delirium: İnhalasyon anestezisinin ikinci devresidir
Emesis: Anesteziye girip çıkarken bazen şekillenebilen kusma refleksi
Extrasistol: Kalp sistolden diastole geçtiği anda gelen ikinci bir uyarımla kalbin bir sistol daha yapmasıdır.
İnsuflasyon: Burun ve ağızdan volatil narkotikler ve O2 üflenmesidir.
Metabolik sınır: İnhalasyon anestezisinde hastaya verilmesi gereken O2 miktarıdır.
Ölü aralık: Kapalı sistemle inhalasyon anestezisi yapıldığında, CO2 eğer NaOH (sodalime) tarafından tutulmaz, bir tarafta toplanıp solunursa bazı komplikasyonlar çıkar, bu gazların biriktiği alandır.
Metabolik asidosis: Plazma HCO3 (bikarbonat) konsantrasyonu ve pH düşmesi ile karakterizedir (H+, HCO3 kaybına bağlı olarak artar).
Metabolik alkalozis: Plazma HCO3 konsantrasyonu ve pH artışı ile karakterizedir. (H+, HCO3 artımına bağlı olarak artar). Yaygın olarak vücut Cl ¯ kaybına bağlı olarak oluşur.
Respiratorik asidosis: Alveoler hipoventilasyon sonucu oluşan PCO2 artışı ile karakterizedir.
Respiratorik alkalozis: Hiper alveoler ventilasyon sonucu oluşan PCO2 azalışıyla karakterizedir.
Tidal volume: Bir inspirasyon ve ekspirasyonda alınıp verilen hava miktarıdır.
İnspirasyon yedek hava miktarı: Normal inspirasyondan sonra, akciğer tarafından alınabilen maksimum hava miktarı.
Ekspirasyon yedek hava miktarı: Nornal ekspirasyonla dışarı verilen havadan ayrı olarak, zorla dışarı çıkarılan ekspirasyon havası miktarıdır.
Rezidüel hava miktarı: Çok kuvvetli ekspirasyondan sonra akciğerlerde tutulan hava miktarıdır.
Vital kapasite: Derin bir inspirasyondan sonra çok kuvvetli (maksimal) ekspirasyonla akciğerlerden çıkan havadır.
Total akciğer kapasitesi: Maksimal inspirasyondan sonra akciğerlerdeki total hava volümüdür.
Ölü yer havası ( ölü mesafeli alan):
Anatomik ölü yer havası: Burun ve ağız boşluğundan alveolere kadar kadar olan hava yoludur. Buraya ölü alan denmesinin nedeni bu geçitteki havanın O2 ve CO2’inin alveol kapillarlarındaki değişime katılmamasıdır.
Fizyolojik ölü alan: Alveol çeperinde kapillar kan akımı yoksa veya alveoller çok fazla dilate olmuşsa, alveoller içindeki hava ile kapillar kan arasında gaz değişimi olmaz. Alveol içindeki gaz değişiminin yapılamadığı bu alana fizyolojik ölü alan denir. Olabilir. Alveoler havalanma: Solunumda amaç, alveollerin iyi havalanmasıdır. Çünkü kan ile O2 ve CO2 değişimi burada olur
Evcil hayvanlardaki respirasyon tipleri:
Eupnea: Normal respirasyon.
Dyspnea: Solunum güçlüğü.
Hyperpnea: Hızlı ve derin respirasyon.
Polypnea: Hızlı, yüzlek ve intermittans (aralıklı) solunum.
Apnea: Solunumun geçici olarak durup başlaması.
Hypopnea: Yavaş ve yüzlek solunum.
Tachypnea: Solunumun anormal hızlanması.
GENEL ANESTEZİ: Ağrı hissinin ortadan kaldırılması (analjezi), bilinçsizlik (amnesia), nispeten refleks cevapların ortadan kalkması ile karakterize olan kontrollü ve reversible (geri dönüşümü olan) şuursuzluk hali.
Genel anestezi amacı ile:
1.Enjektabl anestezikler:*Barbitüratlar * Cyclohexaminler* Propofol
2.İnhalasyon anestezikler:* Halothane,* Isoflurane * Sevoflurane,* N2O3.
Ya da bunların karışımı kullanılır.
Hayvanlarda tidal volüm: 10-20ml/kg’dır.
Normal dakika tidal volümü: 150-250ml/kg/dk’dır.
neurolept analjezide, analjezik olarak; Morphine, Meperidine, Butorphanol ; tranklizan grubundan ise Acepromazine, Droperidol veya Diazepam seçilebilir.
ANESTEZİNİN DÖNEMLERİ
I. Dönem: Anestezinin indüksiyonu ile beraber hasta anestezinin birinci dönemine girer.Hastanın bilinci yerindedir ancak davranışlarda uyumsuzluk başlar.Ağrıya karşı hassasiyette azalma meydana gelir.Solunum ve kalp fonksiyonları normaldir.Tüm refleksler mevcuttur.
II. Dönem: Bu dönemde bilinçsizlik oluşmaya başlar.Tüm reflekslar hala mevcuttur ve bazen artma meydana gelebilir. Çiğneme hareketleri ve yutkunma mevcuttur.Pupilla dilate haldedir fakat ışığa daralma şeklinde cevap verir.Solunum düzensizdir ve hasta nefesini tutabilir.İkinci dönemin sonunda kaslarda gevşeme, solunum sayısında ve refleks aktivitesinde azalma meydana gelir.
Kapnografi:Solunum sırasında ekspirasyon gazlarındaki CO2 konsantrasyonunun grafiksel olarak sürekli kaydını (mmHg cinsinden) yapan, hastanın dakikadaki solunum sayısı ve her bir solunumda çıkartılan CO2 miktarı ile ilgili bilgiler veren bir monitorizasyon cihazıdır.
İndirekt kan basıncı ölçümünde ekstremite üzerinde pulzasyonun alındığı bölgeye uygulanan “sfigmomanometre”kullanılır. Sfigmomanometre ilk pulzasyon hareketinin başladığı değer sistolik, pulzasyon hareketinin söndüğü değer ise diyastolik basınç olarak ölçülür
Arteriyel kan basıncının direkt olarak ölçülmesi, perkutan yöntemle katater yerleştirilerek, kan basıncının ölçülmesinde “aneroid manometre” kullanılır. Bu şekilde elde edilen kan basıncı “mean basınç” olarak adlandırılan ortalama basınçtır.Sistolik kan basıncı: 100-160mmHg Diyastolik kan basıncı : 60-100mmHg Ortalama kan basıncı : 80-120mmHg
III: Dönem: Üçüncü dönem 4 plana ayrılır:
1)Birinci Plan:Solunum düzenli hale gelir.İstem dışı ekstremite hareketlerinde azalma görülür.Göz küresi ventrale ve gözün iç açısına doğru kayar.Pupilla kısmen küçülür ve ışığa karşı cevap azalır.Palpebral refleks azalmakla beraber hala vardır.Yutkunma refleksi oldukça azalmıştır ve endotrakeal tüp rahatlıkla uygulanabilir.Hastada bilinçsizlik oluşmakla birlikte,cerrahi müdahale tolare edilemez.
2)İkinci Plan:Orta düzeyde anestezi oluşur.Hasta bilinçsiz ve hareketsizdir.Pupilla hafifçe dilate haldedir ve ışığa karşı cevabı azalmıştır.Göz küresi merkezdedir.Solunum düzenli ve yüzeyseldir.Kalp frekansı ve kan basıncı hafif derecede azalmıştır.İskelet kasının tonusu azalmış ve relaksiyon meydana gelmiştir.Pedal ve palpebral refleksler azalmış ya da yok olmuştur.
3)Üçüncü Plan:Derin anestezi oluşmuştur. Hastada gerçekleştirilecek bir çok operasyon için uygundur.Solunum ve sirkülasyonda önemli derecede depresyon şekillenir.Pupillanın ışığa duyarlılığı ya çok azalmıştır ya da yok olmuştur.Göz küresi merkezdedir ve pupilla orta derecede dilate olmuştur.Refleksler tamamen ortadan kalkmıştır.İskelet kaslarındaki gevşeme ileri derecededir.
4)Dördüncü Plan:Hasta çok derin anestezidedir.Solunum düzensizdir, çünkü interkostal kaslar,abdominal kaslar ve diyafram arasında koordinasyon bozukluğu meydana gelmiştir.Pupilla iyice dilate olmuş ve ışığa karşı refleksi hiç kalmamıştır.Lakrimal sekresyon azlığından dolayı kornea kurumuştur.Kalp frekansı ve kan basıncında önemli derecede depresyon olmuştur.Kardiyak ve respiratorik arrestin çok kısa sürede şekillenme tehlikesi vardır.
IV. Dönem: *Dördüncü dönemde solunum ortadan kalkar.Takiben sirkülasyon tamamen bozulur ve ölüm şekillenir.
Endotrakeal tüp uygulamanın çeşitli faydaları vardır; Anestezik maddenin daha etkili bir şekilde verilmesini sağlar.Atık gaz miktarı daha az olacağından personele zararlı etkisi azalacaktır. Entübasyon solunum yolundaki ölü mesafeyi azaltarak, solunumu daha etkili bir hale getirir.
Entübasyon ile hastaya direkt O2 ventilasyonu yaptırılması mümkün olur. Kaflı kullanılan endotrakeal tüpler vomitus, kan ve salya gibi maddelerin soluk yoluna kaçmasını önler. Uyanma döneminde yutkunma refleksi geri geldiğinde tüpün uzaklaştırılması gereklidir.
Endotrakeal tüp uygulamasının yol açabiliceği problemler: Entübasyon, N. Vagus aktivitesini uyarır,Buna bağlı bradikardi, hipotansiyon ve kardiyak disritmi oluşturabilir. Brakisefalik ırk köpeklerde ağız içindeki yumuşak dokular farenks girişini tıkar ve trakeyaya girişi zorlaştırır. Hastayı entübe ederken fazla zorlama yapılması larenks, farenks ve yumuşak damakta hasara yol açar. Endotrakeal tüp fazla itilirse broşlardan birine girer ve sadece bir akciğer lobunun ventilasyonunu sağlar. Endotrakeal tüpün kafı eğer aşırı derecede şişirilirse basınç nekrozu oluşabilir. Eğer endotrakeal tüp salivasyon, kan, mukus gibi maddelerle dolar ya da kıvrılması söz konusu olursa tıkanmaya sebep olabilir. Uyanma döneminde yutkunma refleksi görülmeye başladığında tüp uzaklaştırılmalıdır.
Anestezi sırasında monitorize edilen parametreler:
*Solunum sayısı, derinliği ve karakteri; *Kalp frekansı; *Pulzasyonun gücü; *Mukoz membran rengi ve kanama zamanı; *Çenenin relaksiyonu, gözün pozisyonu ve palpebral refleks, *O2 akış hızı (anestezi cihazına bağlı ise); *İntravenöz katater ile verilen sıvının hızı; *Hastanın beden ısısı.

Baytarizm Baytarizm. Yeni bir akım, yeni bir felsefe.

30 Nisan 2016 Cumartesi

Dünya Veteriner Hekimler Günü

Dünya Veteriner Hekimler Gününüz Kutlu Olsun

Dünya Veteriner Hekimler Günü

Baytarizm

Veteriner Hekimler Günü, ilk olarak 2008 yılında gündeme gelmiş ve Dünya Veteriner Hekimleri Birliği'nin (WVA) 2000 yılında, her nisan ayının son cumartesi gününü "Veteriner Hekimler Günü" olarak ilan etmesi ile kutlanmaya başlamıştır. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) ve Dünya Veteriner Hekimleri Birliği (WVA); her yıl, ulusal veteriner hekimler dernekleri tarafından hazırlanan en başarılı projeyi ödüllendirmek amacı ile Dünya Veteriner Hekimler Günü Ödülü verilmesine karar aldılar.Türkiye'de Veteriner Hekimler Günü ilk olarak 28 Nisan 2001'de Türk Veteriner Hekimleri Birliği'nin düzenlediği organizasyon ile kutlanmıştır.

Baytarizm Baytarizm. Yeni bir akım, yeni bir felsefe.