16 Temmuz 2015 Perşembe

SİSTEMİK LUPUS ERİTEMATOZUS



SLE hücre ve doku proteinlerine karşı otoantikor üretimi sonucu gelişen köpek ve kedilerde idiopatik, multisistemik otoimmün bir hastalıktır.  Hastaların ortalama %30’unda deri ve/veya oral boşluk etkilenir.

ETİYOLOJİ

Multifaktöriyeldir. Genetik duyarlılık, immünolojik faktörler, ilaçlar, hormonlar  ve ultraviyole ışıkların etiyolojide önemli olduğu  düşünülmektedir. Son yıllarda SLE’nin etiyolojisinde viral ajanlarında rolünün olduğu düşünülmektedir. Özellikle C-tip RNA virıslar gibi enfeksiyöz ajanların başlatıcı özellikte olduğu kabul edilir. DNA, RNA, Gamaglobulin, eritrosit, trombosit, lökosit, koagulasyon faktörleri ve fosfolipidlere karşı antikor oluşur. Köpeklerde sıklıkla görülmesine karşılık kedi ve atlarda ender görülür. Yaş ve cinsiyet predispozisyonu yoktur. Irklarda ise;  Collie, Shetland  çoban  köpekleri Beagle, Poodle Irish setter ve  Alman çoban köpeklerinde, Siyam, Persian ve Himalayan kedilerde predispozisyon  vardır.

PATOGENEZ
İmmünoregülatör bir bozukluk sonrasında organa özgü olmayan nükleer ve sitoplazmik antijenlere ve organa özgü olan antijenlere karşı otoantikor oluşturur. Oluşan immun kompleksler glomerular bazal membranda, sinoviyal membranda, deride ve kan damarlarında birikir. Doku hasarı; immün komplekslere bağlı komplement aktivasyonu, enflamatuar hücrelerin infiltrasyonu ve otoantikorların membrana bağlı antijenlere karşı direk sitotoksik etkisi sonucu ortaya çıkar.  Damarların bazal membranlarında immun komplex toplanır ve tip 3 hipersensivitesi gelişir. İnsan ve köpeklerde sitoplazma bileşenlerine karşı antikorların varlığı ortaya konmuştur. Epidermal bazal hücrelerdeki antijenlere karşı oluşan antikorlar deri lezyonlarını meydana getirirken, B hücreleri diğer vücut dokularına karşı otoantikorları üretir.  SLE olan köpeklerde kanda supresör sitotoksik T lenfosit sayıları azalmıştır. Bu supresör aktivitedeki azalma lenfositleri tarafından kontrol edilemeyen otoantikor üretimine neden olabilir. 

ETKİLENEN SİSTEMLER
-Kas ve iskelet sistemi ; immün kompleksler sinoviyal membranda toplanır.
-Deri ; immün kompleksler deride toplanır.
-Renal /ürolojik; immün komplekler glomerulusta toplanır.
-Kan sistemi / lenfatik; immün sistemde eritrositlere, lökosit ve trombositlere karşı otoantikor oluşumu mevcuttur.
-Diğer organ sistemleri; immün kompleks ve otoantikor oluşumu olabilir.


KLİNİK SEMPTOMLAR
Hastalık akut veya sinsi başlayabilir. Hayvanlarda çeşitli biçimde birbirini izleyen ve birdenbire gelişen dominant semptomlar vardır. Makroskobik deri bulguları Pemfigus vulgaris ve bullöz pemfigoide’ye benzeyen mukokutan ülseratif dematitisten belli bir özelliği olmayan generalize seboreik durumlara kadar değişir. Sekonder bakteriyel pyoderma sık rastlanır. Bazen köpeklerde simetrik pullanma ile insanların sistemik lupusunda görülen klasik malar kızarıklığa benzeyen  burun köprüsünden yanaklara yayılan eritematöz ve alopesik makülopapüler lezyonlar gelişebilir.

Hayvan türlerine göre klinik tablo ;

Köpekte;
Değişik semptomlar gözlenir. Fasiyal dermatitis ve mukokutanöz ülserasyonlar yaygındır. Çogunlukla simetrik, diffuz eritem, erozyon, pustül ve krutlarla birlikte skar alopesi gözlenir. Lezyonlara genellikle yüz, kulak ve distal ekstremitelerde rastlanır. Zaman içinde artıp azalarak seyreden klinik semptomlarda mevcuttur. Bunlar :
-Ateş
-Anoreksi
-Deri lezyonları
-Ayakta yer değiştiren topallama
-Poliartritit nedeniyle eklem şiş ve ağrılı
-Polimyositisle beraber kas zayıflamaları
-Nörolojik semptomlar
-Davranış değişiklikleri
-Letarji
-Anemi
-Trombositepeni
 -Lenfadenopati
-Nötropeni ve lökopeni
-Glomerulonefritisle beraber seyreden proteinüri
-Aritmiler,kalp üfürümleri, perikarditis, myokarditis ve plöritis
-Hepatosplenomegali 

 5.2. Kedi de;
 Baş ve kulaklarda eritematöz, krutlu ve kepekli alopesi gelişir. Mevcut semptomlar ;
-Ateş
-Kilo kaybı
-Oral ülserasyonlar
-Nörolojik semptomlar
-Myopati
-Hemolitik anemi
-Glomerulonefritis
-Poliartrit

TANI
Sistemik lupus köpeklerde serolojik bulguyla desteklenen iki majör veya iki minör bir majör diagnostik semptomla tanınır. 
Majör bulgular ; poliartrit, proteinüri, dermatit, hemolitik anemi, lökopeni, trombositopeni ve polimyosit
Minör bulgular ; sebebi bilinmeyen ateş, oral ülserler, periferal lenfadenopati, plörit, perikardit, myokardit, depresyon ve nöbet
Kedilerde ise major ve minör bulgular belirlenememiştir. Özellikle deri, hemopoetik sistem, böbrek, eklemler ve oral mukozayı etkileyen multisistemik hastalık geliştirmektedir.
Tanıda; ANA (antinükleer antikor) testi uygulanmaktadır. Olguların çoğunda pozitif sonuç vermektedir. 
Hemolitik anemi görülen hastalarda ; Coombs testi direkt veya indirekt olarak yapıldığında pozitif sonuç verir. 
Deri lezyonlarından alınan örneklerle direkt immünofloresans test yapılıp teşhis konulabilir.
Hastalığın teşhisinde özellikle histolojik muayeneler esas alınır. 

AYIRICI  TANI
SLE’nin ayırıcı tanısında hemen hemen tüm deri hastalıkları göz önünde bulundurulmalıdır. Karışan başlıca hastalıklar;
-Pemfigus kompleks
-Kanin pemfigoid ( köpek )
-Dermatofilozis
-Bakteriyel folikülitis(köpek)
-Demodikozis(köpek)
-Leismaniasis(köpek)
-Epitheliotropic lymphonoma(kedi)
-Diskoid lupus eritematozus
-Toksik epidermal nekrolizis
-Hipersensitiveler (gıda,pire,atopi vs.)

SAĞALTIM
Sağaltım etkilenen organ ve sisteme bağlı olarak değişmektedir. Amaç; anormal immün cevabı ve yangıyı kontrol altına almaktır. Lupus hastalığının oto-imüniter niteliği; imünosüpresif dozlarda kortikoterapiye başvurulmasını gerektirir. Sekonder etkilerine rağmen bu sağaltım şiddetli nöbetlerden dolayı şarttır ve hastalığın hafiflemesinden sonrada bir süre devam ettirilir.Ancak dikkatli olunmalıdır çünkü immünsupresif sağaltım ağır enfeksiyon geçirme riskini artırabilir. Kortikostreoidler tedavinin temelidir.
Prednizolon 1-2mg/kg PO 12 saat arayla
Sitotoksik immünsupresif ilaçlar (ENDOXAN, IMURAN, LEUKERAN) prednizolon yetersiz kaldığında veya hastanın streoid intoleransı olduğu durumlarda eklenir.
Prednizolon 0,5-1mg/kg PO 12 saat aralıklarla azaltılır.
Azathioprin köpeklerde 2mg/kg PO 24 saat arayla kullanılır. Kediler azatioprin toksisitesine duyarlıdır; kullanılması gerekiyorsa dikkatle kullanılmalıdır.(1mg/cat PO 48 saat arayla)
Siklofosfamit köpeklerde 50mg/m2 PO 4 gün ard arda kullanılır ve 3 gün ara verilir haftalık olarak tekrar edilir. Hemorajik sistit ve kemik iliği supresyonuna neden olabilir.
Klorambüsil köpeklerde 2-3mg/m2 PO kullanılır.(kedilerde 1,5mg/m2 PO ) (siklofosfamit yerine)
Remisyon* sağlandığında immünsupresif ilaçlar mümkün olan en düşük doza indirilir. Ağrılı eklemler için ;
Aspirin köpeklerde 10-25mg/kg PO 12 saat arayla kedilerde 10-40mg/kg PO 72 saat arayla kullanılır ancak trombositopenik hastalarda veya gastrointestinal ülser olan hastalarda aspirin kullanılmamalıdır. Ayrıca prednizolon ile beraber kullanımı gastrointestinal ülser oluşma riskini artırmaktadır.
Kaprofen köpeklerde 2,2mg/kg PO 12 saat arayla kullanılır.(aspirin yerine)
Siklosporin A iyileştirilmesi zor hastalarda kullanılabilir. (5-10mg/kg PO 12 saat arayla). Dikkatli kullanılmalı yan etkisi görülürse ( gastrit, lenfositoid, dermatit, papillomatoz ve diş eti hiperplazisi) ilaç kesilmelidir.
Etkilenen sistemlere yönelik destekleyici bakım uygulanabilir. 
Glomerulonefrite bağlı ağır renal hastalığı olan hayvanlarda protein kısıtlaması yapılmalıdır. 
Akut poliartrit atakları sırasında istirahat endikedir.
Etkilenen hayvanlar çiftleştirilmemelidir. 
Gebe hayvanlarda sitotoksik immünsupresif ilaçların kullanımı kontrendikedir
Bunların dışında hastalığın ilerleyici ve tahmin edilemez bir seyri olduğu, uzun dönem immünsupresif tedavi gerektirdiği, bu tedavilerin yan etkilerinin olduğu  ve en önemlisi SLE’nin KALITSAL olabileceği unutulmamalıdır. 
(*Remisyon; Hastalık belirtilerinin sönmesi. )

Bir çoğumuzun adını duymadığı ya da sadece isim olarak bildiği bir hastalık hakkında kısaca bilgi vermeye çalıştım. Tez konum olduğu için araştırma fırsatı bulmuştum. Umarım size de faydalı olmuştur veya olacaktır.


13 Temmuz 2015 Pazartesi

Köpeklerde Kalça Displazisi


kopekdisp01
  Kalça displazisi , genetik olarak diğer kuşaklara aktarılan ve kalça eklemindeki uyumsuzluk ve gevşekliğe bağlı olarak oluşan biomekanik bir  hastalıktır. Bu biomekanik bozukluk sonucunda eklemi oluşturan kemik başı ,eklem çukurluğuna tam uyum sağlayamaz ve sürekli girip çıkar. Bu durumda gerek eklem çukurluğunda gerekse kemik başında oluşan deformasyonlar sonucunda kalça ekleminde ağrı, hareketlerinde sınırlanma ve topallık, eklem dejenerasyonu ve kireçlenme meydana gelir. Hastalık daha çok Alman Çoban Köpeği , Kangal, Labrador, Golden Retriever , Danua, Saint Bernard gibi büyük ırk köpeklerde görülür. Ancak hastalığa bütün köpek ırklarında ve hatta kedilerde bile rastlanmaktadır.

Köpeklerde kalça displazisini anlamak için basitçe kalça ekleminin yapısını  ve hastalıktan nasıl etkilendiğini anlatmak gerekir.Kalça eklemi bir çukur (Asetabulum) ve yuvarlak bir kemik başından(Femur başı) oluşur ve bu eklem aracılığıyla art bacaklar vücut ile birleşir.Sağlıklı bir kalça ekleminde kemikler eklem içinde serbestçe hareket ederler ve sıkı bir şekilde birbirleriyle temas ederler ve uyumludurlar.Femur başı asetabuluma güçlü bir ligament ile bağlıdır , eklem kapsülü de güçlü bir şekilde eklemdeki kemikleri bir arada tutar. Ve stabliteye yardımcı olur.

Kemik yüzeylerinin birbiriyle temas ettiği yüzeye eklem yüzeyi denir. Bu yüzey mükemmel ve düzgün bir kıkırdak ile kaplıdır.Eklem içinde ayrıca yoğun bir eklem sıvısı vardır.Bu sıvı eklem yüzeylerinin kayganlaşmasını sağlar.

Kalça displazisi normalde ekleme binen yükü taşıyan kasların,ligamentlerin ve eklem kapsülünün gevşekliği ile ilgilidir. Eklem gevşekliği oluştuğunda , normalde birbirine temas eden iki kemiğin teması bozulur, bu da eklemin yapısında ve şeklinde bozukluğa neden olur. Büyüme döneminde asetabulum ve femur başı birbirine uyumlu olarak büyür asetabulumun derinleşmesi femur başının asetabuluma yaptığı basınç ile ilgilidir.Eklem gevşek ve iki kemik arasında temas yetersiz ise asetabulum yeterince derinleşemeyecek ve sığ kalacaktır.

Çoğu displazik köpek normal kalça eklemi ile doğarlar. Fakat genetik aktarım (ve büyük ihtimalle diğer faktörler) sebebi ile; eklem gevşekliği , kalça yapısının anormalleşmesi kalça displazisi ve buna ait belirtiler ortaya çıkar.

Hastalığın belirtileri

Eklemdeki gevşekliğin derecesine, eklemde oluşan yangıya ve hastalığın dönemine göre değişkenlik gösterir.

*Erken hastalık belirtileri ; eklemin gevşekliği ve oluşan anormal harekete bağlıdır.
*Geç hastalık belirtileri ; eklemdeki yıkımlanma ve kireçlenme ile ilgilidir.

Aktivitede azalma ,kalkmada güçlük,koşmada , zıplamada ve tırmanmada isteksizlik , özellikle ekzersizden sonra artan aralıklı veya devamlı topallık,tavşan gibi koşma, druş sırasında art ayak aralıklarının azalması gibi belirtiler daha çok erken dönemde görülür geç dönemde bu belirtilere ek olarak ; kalça eklem hareketlerinde kısıtlanma, yürüş sırasında eklemden kemik sürtünme seslerinin gelmesi,art bacak kaslarında zayıflama, hasta vücut yükünü daha çok ön bacaklara verdiği için ön bacak kaslarında büyüme görülebilen semptomlardır.

Risk Faktörleri:

Genetik:
Yapılan bütün bilimsel çalışmalar göstermiştir ki kalça displazisi genetik bir hastalıktır. Displazisi olan anne ve babadan doğacak köpeklerin yavruları çok büyük ihtimalle displazik olacaklardır. Hastalık belirtisi göstermeyen ve taşıyıcı olmayan anne ve babadan doğacak yavrular ise risk altında değildirler. Birçok ülkede 1960 senesinden beri yapılan seçici yetiştirme programları ile hastalık çok büyük oranda azaltılmıştır. Fakat yapılan bütün çalışmalara rağmen risk sıfıra indirilememiştir. Başka bir deyişle displazili anne ve babadan doğan bütün yavrularda aynı şiddette belirtiler gözlenmez ve hatta hiç belirti vermeyen yavrular olabilir. Bu yavrular sağlıklı ama hastalık geninin taşıyıcısıdırlar ve ilerdeki nesillere bu geni taşırlar. Bu da hastalığın seçici yetiştirmelerde bile neden tam olarak eradike edilemediğini açıklar.

Beslenme :
Obesitenin kalça displazisi hastalığının belirtilerini arttırdığı klinik deneylerle kanıtlanmıştır. Displazinin genetik olarak aktarıldığı bilinen obes köpeklerde belirtiler çok daha şiddetli olmuştur. Bu kalça ekleminin aşırı yük altında kalması ile açıklanmıştır.

Hızlı Büyüme :
Yavru köpeklerin özellikle 3 ay ile 10 ay arasındaki büyüme hızı displazi oluşumunda bir risk faktörü olarak tesbit edilmiştir. Yapılan bir çalışmada iki gruba ayrılan köpeklerin yarısı limitsiz olarak beslenmiş diğerlerine ise kontrollü mama verilmiştir. Limitsiz olarak beslenen köpekler çok daha hızlı büyümüşler ve bu köpeklerde kalça displazisi çok daha yüksek oranda bulunmuştur. Bu yüzden yavru köpeklerin dengeli, kaliteli, yaşına ve büyüklüğüne uygun bir kuru mama ile beslenmesi, Bu mamalara dışarıdan çok ek besin , vitamin, mineral  KATILMAMASI  gerekir. Eğer köpek ev yemeği ile beslenmek isteniyor ise köpeğin diyetinin uygun şekilde düzenlenmesi ve büyüme hızının sıkı sıkıya takip edilmesi gereklidir.

Egzersiz :
Kalça displazisinin oluşumunda ekzersizin de bir risk faktörü olduğu söylenmektedir. Ama biliyoruz ki ; kasların iyi gelişebilmesi için ekzersiz şarttır. Bu anlamda yavru köpeğin düzenli olarak yürütülmesi, hafif koşturulması ve özellikle yüzdürülmesi sağlıklı kas gelişimi ve kalça eklem sağlığı için tavsiye edilir. Yavruluk döneminde aşırı ekzersizlerin yapılması , özellikle zıplama ve tırmanma ekzersizlerinin yaptırılması risk faktörü olarak değerlendirilir.

Teşhis:
Kalça displazisinin tanısı hastanın klinik belirtileri,fiziksel muayene sonuçları ve kalça ekleminin uygun pozisyonlarda alınmış röntgenleri ile konulabilir. Eger hastada belirgin kalça gevşekliği , dejeneratif değişiklikler ve osteoartise ait belirtiler var ise teşhis röngenle kolaylıkla konulabilir. Fakat erken dönemde ve klinik olarak normal olan köpeklerde teşhis koyabilmek için özel teknik bilgiler ve deneyim şarttır. Kliniğimizin Hekimlerinden  Vet.Hek.Op.Aziz Azizoğlu Penn-Hip radyografisi konusunda kurs görmüş ve sertifika almıştır.Yine SV Almanya’dan  HD/ED değerlendirme yetki sertifikası almıştır.

Kliniğimizde  erken dönemde distraksiyon , ileri dönemlerde hem distraksiyon hem de OFA yöntemleri kullanılarak Teşhis konulmakta ve kalça eklemi skorlaması yapılmaktadır.

Distraksiyon Radyografisi (penn Hip) :
Bu yöntem 1983 yılında Pensilvanya Üniversitesinde geliştirilmiş ve gün geçtikçe daha çok popülerlik kazanmış  bir erken  teşhis yöntemidir.Bu yöntemi uygulayabilmek için Veteriner Hekimin bir kursa katılması ve sertifika alması gereklidir. Bu yöntem en erken 16 haftalık ve daha büyük köpek yavrularında uygulanabilir.Hasta anesteziye alınır ve özel aparatı yardımıyla 3 pozisyonda röntgenleri çekilir.Röntgenler üzerinde ölçümler yapılarak ; eklem gevşekliğini ifade eden Distraksiyon İndeksi (DI) , Asetabulum ile femur başının uyumunu gösteren Kompresyon İndeksi(CI) elde edilir.Ayrıca gergin sırtüstü pozisyonda çekilen röntgenle de eklemde gelişmiş olabilecek dejenerasyonlar gözlemlenir.

Eklemin gevşekliği ileri yaşlarda gelişebilecek osteoartritis ile güçlü bir korelasyon gösterir. Distraksiyon indeksi 0 olan bir köpeğin kalçasının çok sıkı olduğu , distraksiyon endeksi 1 olan bir köpeğin ise kalça ekleminin çok fazla gevşek olduğu anlaşılır. Ölçümlerle objektif olarak elde edilen değerler ışığında hekim köpeğin kalça ekleminin geleceğine ait varsayımlarda bulunur. DI’ i yüksek olan her köpekte osteoartrit gelişmez. Erken dönemde yapılabilecek cerrahi veya medikal tedavi yöntemlerine köpeğin klinik belirtileri, köpeğin ırkı ve kondüsyanuna bakarak karar verilir. Köpek ırklarına göre normal DI’ leri değişkendir. Örneğin bir alman Çoban köpeginin kalça eklemi çok sıkı olması gerekirken , bir golden Retrieverda bir parça gevşeklik normal sayılabilir.

OFA Skorlama  Yöntemi:
Uzun yıllardan beri Ortopedi Birliğinin köpeklerde kalça çıkığının var olup olmadığını tesbit etmek için kullandığı bir yöntemdir. İriırklarda 12 aylıkken , dev ırklarda ise 18 aylıkken röntgen çekimleri yapılır.Röntgenin çekildiği dönemde köpeğin kızgınlıkta , hasta veya gebe olmaması gereklidir.

Bu yöntemde anestezideki köpeğin gergin sırtüstü pozisyonda röntgeni çekilir . Değerlendirme yapılırken , eklemin durumu,Noberg açı değeri ve var olabilecek dejeneratif değişiklikler araştırılarak değerlendirme yapılır. Kalça ekleminin durumuna göre A1 , A , B , C , D , E olarak skorlanır.A1,A,B olarak değerlendirilen kalça eklemine sahip köpekler yetiştirmede kullanılabilir.
    
            
ABCD
kopekdisp02kopekdisp03kopekdisp04kopekdisp05

Tedavi  :
Hastalığın tedavisinde kalça displazisnin derecesi, eklemde dejenerasyonun oluşup oluşmadığı, yaş, cinsiyet, hastanın yaşadığı ortam ve çevresel koşullar göz önünde bulundurulur ve bu değerlendirmeye göre tedavi biçimi seçilir. Bu seçim mutlaka bu konuda uzman bir veteriner hekim tarafından yapılmalıdır. Erken teşhis her zaman için büyük bir avantajdır.

Kalça Displazisinin Cerrahi Tedavisi:
Bu amaçla kullanılan bir çok yöntem vardır. Hangi tedaviyi yapacağımıza köpeğin yaşına, vücut yapısına , ağırlığına ve teşhisin konulduğu dönemde kalça ekleminde gelişmiş dejenerasyonun derecesine göre karar veriyoruz. Kliniğimizde aşağıda anlatacağımız operasyonlar  kendi bünyemizdeki hekimler tarafından başarıyla gerçekleştrilmektedir.

Triple Pelvic Osteotomie (TPO) :
Bu operasyonu; genellikle dokuz aydan küçük , kalça eklemi çok gevşek ve eklemde henüz dejeneratif değişiklik oluşmamış köpeklerde uyguluyoruz. Kalça kemiğine yapılan kesiler sonrası ,serbest kalan kalça kemiğini femur başını örtecek şekilde özel bir plak ve vidalar yardımıyla tekrar pozisyonlandırılıp sabitliyoruz.Kalça kemiğinde oluşturduğumuz yeni  anatomik form sayesinde eklemdeki gevşeklik giderilmiş olur.  
kopekdisp07

   
Juvenile Pubic Symphysiodesis (JPS):
Bu operasyon TPO ile karşılaştırıldığında çok daha az invazivdir. Operasyon 20 haftalıktan küçük tercihen 16 haftalık Distraksiyon İndeksi yüksek yani Kalça eklemi çok gevşek olarak tesbit  edilmiş köpek yavrularına uygulanır. Operasyonda kalça kemiğinde ;normal koşullarda köpek  5.5 aylık olana kadar büyümeye devam edecek olan bir büyüme plağı  elektrokoter aracılığıyla yakılarak  daha köpek 4 aylıkken büyümesi durdurulur .Kalça kemiği diğer alanlarda büyümeye devam eder ve oluşan yeni kalça kemiği şekli bir kanat gibi uzanarak femur başlarını daha fazla örter..         
kopekdisp09kopekdisp010

                                                                                                                                                       

Femur Başının Eksizyonu:
Bu operasyon TPO veya JPS gibi koruyucu değil kurtarıcı bir operasyondur. Özellikle Kalça ekleminde yoğun dejenerasyon ve osteoartritis oluşmuş her yaştaki köpekte uygulanabilir.Operasyonda Hastanın Femur Başı uygun yerinden ve Uygun şekilde kesilerek Kalça ekleminde dejenere olmuş kemikler arasındaki temas ortadan kaldırılır.Orta ve uzun vadede bu bölgede yalancı bir eklemin oluşması ve hastanın ağrısız ve normal  bir şekilde bacağını kullanması bekenir.Yirmi kilonun altındaki köpeklerde sonuçlar çok iyidir.Ama bazen daha büyük köpeklerde de uygulanması gerekebilir.Bu durumda operasyonun bir uzman tarafından ve eklemdeki yumuşak dokulara en az zarar verilerek gerçekleştirilmesi gereklidir.
kopekdisp011kopekdisp012
                         
DARthroplasty (Dorsal Acetabular Rim arthroplasty):
Kalça kemiğinin ilium denen bölgesinden kemik lamelleri çıkarılıp bu lamellerin femur başını ve eklemin üst yüzeyini kaplayacak şekilde bölgeye yerleştirilmesine dayanan bir cerrahi tedavi yöntemidir. Bu şekilde femur başının çıkmasını engelleyen yeni bir kemik dokusu oluşturulmuş olunur.Eklem kapsülü bir nevi yeni eklem yüzeyi halini alır. Her yaşta uygulanabilir fakat eklemde çok şiddetli bir dejenerasyon oluşmuşsa işe yararlılığı tartışmalıdır.
kopekdisp014

29 Ekim 2014 Çarşamba

VETERİNER HEKİMLER VE BEŞERİ HEKİMLER TEK SAĞLIK KONSEPTİNE DÖNMELİ


Son yıllarda zoonoz hastalıkların, sık sık tekrar ediyor olması, bunların tüm dünyada hayvan sağlığını olduğu kadar insan sağlığını da etkilemesi, hem ulusal hem de uluslararası otoriteleri alarma geçirmiştir.

Kuş gribi salgınının insanlarda oluşturduğu endişe nedeniyle ve gelecekte insanlığı bekleyen olası sağlık tehditlerinin önüne geçilebilmesi adına, dünyanın belirli bölgelerinde hem insan sağlığı hem de hayvan sağlığı ile ilişkili olan meslek dallarının zoonoz hastalıklarla ilgili ortak çalışmalar yürütülmesi için meslekleri yakınlaştırıcı faaliyetler gerçekleştirilmektedir.

Son günlerde bu konuda; temellerinin daha 1800’lü yıllarda atıldığı “tek tıp/tek sağlık konsepti”nin tekrar gündeme gelmesi söz konusu. Veteriner hekimler ile beşeri hekimlerin özellikle zoonoz hastalıklar konusunda mücadele programları hazırlaması ve zoonoz hastalıklarla ilgili toplum bilinci oluşturması hedef alınarak, bu konudaki çabalar yasal bir zemine oturtulmaya çalışılmaktadır.
Tek Tıp/Tek Sağlık-One Medicine terimi; “İnsan ve hayvan sağlığına hizmet eden veteriner hekimleri, beşeri hekimleri ve diğer sağlık profesyonellerini kapsayan bir terim olmakla birlikte, hayvanlardan insanlara geçebilen ve halk sağlığı açısından tehdit oluşturan enfeksiyöz hastalıkların kontrolü ile bu hastalıkların yayılımı ve evriminin anlaşılmasını sağlayan bir kavramdır” şeklinde tanımlanabilir.
Bu konsept, beşeri ve veteriner hekimlikteki teknolojik ve bilimsel ilerlemeye bağlı olarak benzer konularda veteriner ve beşeri hekimler tarafından yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarının bir araya getirildiğinde birbiriyle örtüşeceği görüşünü savunmaktadır. Tek tip tıp konseptinin insan ve hayvan sağlığına yaklaşımı; tüm türlerde sağlık problemlerinin çözümüne ilişkin ortak ve aktarılabilir bilgi ilişkisinin kurulmasını sağlamaya yöneliktir. Bu yaklaşım türler arasındaki ortak özelliklerden fayda sağlamayı amaçlamaktadır.

Tıp biliminin ilk yıllarında veteriner hekim beşeri hekim ayrımının yapılmadığı, bu ayrımın daha sonraki yıllarda ortaya çıktığı görülmektedir.İnsan ve hayvan hekimliği 19. yy’ da birbiriyle bağlantılı olmasına rağmen 20.yy’da hızla birbirinden ayrışmıştır. Yetmişli yıllarda destek faaliyetlerinin öncelik alanlarını değiştirmesi nedeniyle bu iki meslek grubunun tıp bilimine hizmetlerinde de değişiklikler olmuştur.

Günümüzde veteriner hekimler ile beşeri hekimlerin uzmanlıklarını, deneyimlerini ve görüşlerini paylaştığı tek alan “Halk Sağlığı” olarak kalmıştır.
Tek Tıp Konsepti yeni bir kavram değildir. Tarihi süreci içerisinde değerlendirildiğinde, patolojinin babası sayılan antropolojist, halk sağlığı destekçisi, politikacı ve Alman kökenli bir beşeri hekim olan Rudolf Virchow’ un Veteriner Hekimliğe önemli katkıları olmuştur.

Tek Tıp/Tek Sağlık-One Medicine konsepti; Gerek veteriner hekimlerin eğitimlerinin desteklenmesi gerekse et muayenesinin veteriner hekimler tarafından yapılmasının gerekliliği Virchow tarafından her fırsatta dile getirilerek veteriner hekimlik mevzuatının sağlam bir zemine oturtulması sağlanmıştır. Virchow’un hem yaşadığı dönemde, hem de günümüze kadar geçen süreç içerisinde veteriner hekimlik mesleğinin değerinin anlaşılmasında büyük katkıları olmuştur.

Rudolf Virchow’un karşılaştırmalı tıp ve tek sağlık konseptlerinin oluşumunda veteriner hekimlik mesleğine bir diğer katkısı ise; parlamentoda veteriner hekimlik eğitiminin Tarım Bakanlığının ya da Savaş Bakanlığının altında yapılmasını isteyen, veteriner hekimliği bir bilim alanı olarak dahi görmek istemeyen hukukçulara karşı verdiği mücadeledir. Bu konuda hukukçuları eğitmek adına 24 Haziran 1873’te yaptığı bir konuşmasında “Ben sadece şunu vurgulayabilirim ki veteriner tıbbı ile insan tıbbı arasında bir bariyer yoktur; olmamalıdır da zaten. Bir alanda elde edilen deneyim diğer alanın gelişmesini destekleyecektir” demiştir. 27 Haziran 1873’teki bir diğer konuşmasında da Berlin Veteriner Koleji’nin, Halk Sağlığı sorumluluğunu da üstlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Günümüzde, halk sağlığının daha iyi korunması adına; beşeri hekimlik ile veteriner hekimlik mesleklerinin birbirine yaklaştırılması düşüncesi tekrar “Tek Tıp - Tek Sağlık Konseptini” gündeme getirmiştir. 1999 yılında ABD’nde “Batı Nil Virusu” ortaya çıktığında veteriner hekimler kuşlarda toplu ölüm vakaları tespit ederken, beşeri hekimler insanlarda nörolojik belirtilerde artış olduğunu tespit etmişler, fakat iki meslek grubu arasında yeterli iletişimin sağlanamaması nedeniyle iki olay arasındaki ilişkinin tespiti için oldukça uzun bir zaman geçmesi gerekmiştir.

Dünya’da tek sağlık konsepti altında şu anda neler yapılıyor?

Eğitim Alanında Çalışmalar

Günümüzde dünyanın karşı karşıya kaldığı sağlık tehditleri tek sağlık konseptinin hayata geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Özellikle insan (halk) sağlığı-hayvan sağlığı-ekosistem sağlığı ilişkisi konusunda yeterli derecede eğitimli kişi eksikliğini gidermek için, üniversiteler bünyesinde çeşitli eğitim programları hayata geçirilmeye başlamıştır. Bu gereksinimi karşılamak için Illinois Veteriner Koleji ile Chicago Halk Sağlığı Okulu 2004 yılında veteriner hekimlere çift diploma sunan DVM/MPH (Doctor of Veterinary Medicine/Master of Public Health) programını oluşturmuştur.
Veteriner Hekimliğin ilk dört yıllık doktora programına başlayan öğrenciler ilk yıllarında, 5 yılda tamamlayabilecekleri çift diplomaya sahip olabilecekleri Halk Sağlığı master programına başvurabilmektedirler.

Yasal Anlanında Çalışmalar

Amerikan Veteriner Birliği geçen yıl içerisinde halk sağlığının iyileştirilmesi adına, insan ve veteriner tıbbının birleştirilmesi konusunda çalışmalarına başlamıştır. Birlik nisan ayında veteriner hekimlerin, beşeri hekimlik ile ilgilenen diğer meslektaşlarıyla ortaklaşa çalışma yolları konusunda öneride bulunmak için 12 üyeden oluşan bir çalışma grubu oluşturmuştur.
Amerikan Tıp Birliği; Amerikan Veteriner Birliği ile diyaloğun geliştirilmesi, tıp okulları ile veteriner biliminin arasındaki bağın güçlendirilmesi, gözlemleme sürecinde birlikteliğin desteklenmesi ve tür bariyerleri arasında teşhis, ilaç ve aşı gelişiminin desteklenmesi adına düzenlenen “tek sağlık teşebbüsü – one health initiative” şeklindeki önerge ile veteriner birliğinin hazırladığı proje konusunda kendilerini destekleyeceklerini bildirmişlerdir.
Önerge, Haziran 2007’de Amerika Veteriner Birliği’nin Washington DC’deki toplantısında kabul edilmiştir.
American Medical News’in 13 Ağustos 2007 tarihli yayınında,“Veteriner hekimler ve beşeri hekimler: Tek tıp için birlikte çalışıyorlar (Veterinarians and physicians: Working together for one medicine) adlı makalede, beşeri tıp ile veteriner tıp birliğinin, varolan ve gelecekte ortaya çıkabilecek olan zoonoz hastalıklarla mücadelede, hem insan hem de hayvan tıbbının tek tıp birleşik grubu olarak işbirliği yapacağı belirtilmiştir.Tek Sağlık konseptinin onaylanmasına; Amerikan Tropikal Tıp ve Hijyen Birliği (ASM TH: American Society of Tropical Medical and Hygiene), Amerikan Veteriner Tıp Birliği (AV MA), Amerikan Tıp Birliği (AMA) ve 300’den fazla ünlü bilim adamı, beşeri hekimler, veteriner hekimler, nobel ödülüne sahip kişiler, hükümet liderleri ve Ulusal Bilim Akademisi Üyeleri katılmışlardır.

Tek Sağlık Teşebbüsünün amaçlarından bazıları şöyle sıralanabilir:

1. İnsan tıbbı, veteriner tıbbı okulları ile halk sağlığı okullarının eğitim sistemi bakımından entegrasyonu,

2. Profesyonel yayınlar, konferanslar ve sağlık örgütleri arasında disiplinlerarası iletişimin geliştirilmesi,

3. Türler arası hastalık aktarımları üzerinde araştırmaların yapılması,

4. İnsan, hayvan ve yaban hayvanı hayatı hastalıklarının gözlem ve kontrollerinin entegrasyonu,

5. Hem insan hem de hayvanları etkileyen örneğin; diyabet, kanser, otoimmun hastalıklar ve obezite gibi hastalıklar konusunda karşılaştırmalı araştırmaların yapılması,

6. Türler arası hastalıkların kontrolünde ve önlenmesinde yeni teşhis metodlarının, ilaçların ve aşıların değerlendirilmesi ve geliştirilmesi konusunda akademiler, işletmeler ve hükümetler arasında birlikteliğin sağlanması,

7. Halkın ve siyasi liderlerin haberdar edilmesi ve eğitilmesi konusunda birlikte hareket edilmesi.

Vet. Hekim Arzu Temizyürek in makalesinden özetlenmiştir.. Meslektaşımıza saygılarımızı sunuyoruz..